Ana Sayfa / Basketbol / NBA’de ‘Verimli Oyun’un Geçmişten Günümüze Değişimi

NBA’de ‘Verimli Oyun’un Geçmişten Günümüze Değişimi

Her sporda olduğu gibi basketbolda da olağan bir şekilde oyunun temelde oynanış şekilleri değişiyor. Buna paralel NBA’in de oyun anlayışı değişiyor. Basketbola, hatta NBA özelinde bakacak olursak; ilk önce 80’lerde yaşanan değişim ve 2010’dan sonraki yıllarda yaşanan değişimler olarak keskin çizgiler koyabiliriz. Yaşanan değişimleri ana hatlarıyla anlatacağım ama yazımda asıl değinmek istediğim verimli olma kriterlerinin nasıl değiştiği. Rakamlardan nispeten kaçınarak anlatmaya çalışsam da bazı istatistikleri de ortaya koyacağız elbette.

‘Pivotsuz’ Miami Heat dönemi

Çağımızın en modern basketbolunu ortaya koyan Golden State Warriors’ı bu noktada önemle işaret etmek gerek ama önce LeBron James’in katılımıyla 2010’da başlayan Miami Heat’e bakalım… Takımı 3 yıldızla donatma hevesi sebebiyle (Chris Bosh, Dwyane Wade, LeBron James) o güne kadar görmeye alışık olduğumuz tipte takım yapılanmasından farklı bir görüntü ortaya çıkmıştı; takımın pivotu YOKTU. İşte NBA’in yeni döneminde en önemli kırılma noktası belki de bu oldu. Tabii öncesinde Mike D’antoni yönetiminde Phoenix Suns gibi takımlar bu oyunu oynamaya çalışsa da oyuncu yelpazesi buna uygun değildi. Zaten o dönemde çok eleştirilmelerinden dolayı günümüzde oynanan oyunu tam olarak oynadıkları da söylenemez. 2008 Orlando Magic‘de nispeten modern bir yapılanma olsa da oynadığı oyun bakımından modern sayılmazdı. Miami Heat ise modernliği 3 yıldız sevdasıyla buldu. Gerçi ilk sene sürekli olarak pota altında Ilgauskas, hatta yaşı geçmiş Haslem’le orayı doldurmaya çalışıp Bosh’ı sürekli 4 numara koysalar da bu işin yürümeyeceği anlaşılmıştı.

Kimilerine göre çok kötü bir koç olarak anılsa da, Spoelstra o radikal adımı ikinci senesinde attı; oyun içerisinde zaman zaman orijinal 5 numara oynatsalar da temelde Bosh 5 numaraya çekilmişti. Adam adama savunmanın yerini topa baskı almış, çember savunması nispeten es geçilmişti. Bu oyunun o takıma getirdiği en büyük avantaj ise açık alan oyunu olmuştu. Özellikle atletizmi ve şut kapasitesi yüksek olan bu takım söke söke 2 şampiyonluğu aldı. İşte bu yapı yeni basketbol için kırılma noktası oldu.

Miami sonrası oyunun gelişimi

Miami Heat bir kırılma noktası evet, haksızlık yapmamak gerek ama “Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir” derler. Bu noktada 2011 Miami Heat şampiyonluğundan önceki oyuncu havuzundan bu günün geleceği anlaşılıyordu. Bu belki Miami Heat olmayabilirdi ama o kırılmayı her hâlükârda bir takımın yapacağı belliydi. Özellikle point guard havuzunun oyun kurucu olmaktan daha çok delici veya şutör bazlı olması, yeni gelen uzunların en azından orta mesafe hatta bol bol üçlük attığı, 2-3-4 numara gibi pozisyonların oyun okuyabildiği ve kurabildiği bir oyuncu havuzunun ortaya çıkmasıyla bu günlerin geleceği belliydi. Tıpta yaşanan gelişmeler, beslenme, antrenman, tedavi gibi bir çok etkenin teknolojiyle beraber gelişimi oyuncuların atletik özelliklerini de tavan yaptırdı. Dolayısıyla eskiden hatırladığımız yavaş oyuna gereksinim azaldı.

Bugünün oyunu artık birden fazla oyun kurucuya dayanıyor. Point guardlar artık oyun kurucu olmak zorunda değil. Tabi burada oyun kurma kavramında da değişiklik oldu diyebiliriz. Eskiden point guardın topu getirirken hangi oyunu kuracağını işaret etmesinden tüm pozisyonları ve top dolaşımını ayarlamasına kadar önemli bir durum vardı. Ancak oyunun o kadar hızlandığı bir nokta da oyun kurmanın gerekliliğinden çok “topu yönlendirmenin” önemi arttı. Yani bir tane oyun kurucu yerine birden fazla oyun kurucu veya en az bir oyun kuran ve bir ya da 2 tane topa yön veren oyuncunun atakları olgunlaştırdığı bir sisteme evrildi. Gerçi olgunlaştırdı demek de pek doğru olmayabilir çünkü play-off’ları saymazsak neredeyse 10-15 saniye aralığında hücumların bittiği bir ortamda oyunun olgunlaşması pek beklenemez. Hatta öyle bir hal aldı ki topu yarı sahayı geçirip hemen üçlük atmak artık pek moda. İşte bizim asıl değinmek istediğimiz yer burası. Bu bir “doğru atış” mı?

Modern verimlilik ölçütlerinin değişimi

Bundan 10 yıl öncesine göre yaklaşık 10 hücum, hatta daha geriye gidersek neredeyse 20 hücum fazla yapılan maçlar seyrediyoruz. Haliyle bunlar istatistiklerde çok ciddi farklar yaratıyor. Daha fazla ribaunt, daha fazla asist veya daha fazla top kaybı gibi sonuçlar bizleri buluyor. Bu noktada modern istatistikler atış yüzdesi, blok, ribaunt gibi düz sayısal ifadelerden kaçınıyor. Shooting, Efficiency, Turnover Rate, True Shooting Percentage veya Per gibi istatistik bilimine dayalı yöntemlerle verimlilik ölçülüyor. (Detaylı olarak bakmak isteyenler APBRmetrics yazarak araştırma yapabilir, belki ilerde bununla alakalı bir yazı da gelebilir.) Tabi bu ölçümlerin de ne kadar verimli olduğu tartışma konusu oldu. Geçen sene Stephen Curry‘nin True Shooting performansı bir maçta %100’ü geçmişti. Bu sene Kawhi Leonard’ın sahada olduğunda savunma verimliliğini düşürdüğü gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor(Kawhi’nin kötü savunma yapması değil, onun savunduğu oyuncuya top vermeyip köşeye geçtiğinden savunma yapacak bir şeyi kalmıyor, Curry ise tamamen manyaklık başka bir açıklaması yok). Tabi bu ufak tefek bozulmalar olsa da bize nispeten istenileni veriyor. Mesela 2 sezon önce New Orleans’ın Anthony Davis sahada olmadığında, diğer takımların starlarının sahada olmayan hallerine oranla, ligin farkla dibinde yer aldığını görmüştük. Anthony Davis o sezon sadece 20 sayı ortalamayla oynasa da, verimliliğin ne kadar yüksek olduğunu anlatmak istedik.

NBA’de oyun anlayışının geldiği son nokta

Bundan 10 yıl öncesine kadar, top hücumda doğru tercihi bulana kadar gezdirilirken artık en hızlı şekilde atışa yönlendirildiğinde doğru tercih haline geliyor demek günümüz basketbolu için doğru bir tespit olur kanımca. Artık bu hıza katılması için oyundaki 5 oyuncunun da her yerden şut sokabilmesi gerekiyor. Çünkü boyalı alandan sayı bulmak için gerekli olan post oyunlarının gerektirdiği süre fazla ve oyunu yavaşlatıyor. Bunun yerine delici bir oyuncuyla penetre etmek, kendisine veya başkasına pozisyon yaratmak daha makul görülüyor. Artık eskiden sadece ceza şutu olarak kullanılan üçlük atışlar ana silah olarak kullanılıyor. Bundan öncesine göre 10-20 hücumun fazla yapıldığı ve daha fazla üçlük kullanıldığı ortamda ise şutun doğru olduğunu sorgulayacak o tercih zamanını neredeyse yok ediyor. Artık verimli oyun doğru şut tercihinden değil hızlı şut tercihinden geçiyor. Böylece bir kaç hücumda es geçilse bile bir kaç dakika içerisinde neredeyse 20 sayıya varan sürklaseler olabiliyor. Oyunu koparma veya farkı azaltma çabaları adına hızlı reaksiyon alınıyor. Oyuncuların uzun süre taşıdığı skor baskısı azaltıyor ve
oyunu yönlendirmede sadece bir kişiye ihtiyaç duyulmamasından dolayı zaten top genelde en doğru eli bulup en doğru atışa otomatik olarak yöneliyor. Bunları hala tam olarak yerine getirmeyen veya kadrosu itibariyle getiremeyen takımlar olsa da başarılı ve başarısız takımlar karşılaştırıldığında eskimiş yapıların başarısız takımlar içerisinde yer aldığı görülüyor. Zaten bu akıcı, hızlı, atletizm ve şuta dayanan oyun sisteminin “modern” diye anılmasının sebebi bu. Eğer ki başarısız olsaydı modern diye değil “gereksiz maceralar” olarak kayda geçirecektik.

Durumu keskinleştirmek adına şöyle de bir örnekle yazıya son verebilirim; Mehmet Okur özellikle Detroit Pistons yıllarında üçlük attığında oyundan alınırken, bugün üçlük sokan pivotu havada kapıyorlar. All-Star olduğu Utah Jazz döneminde bile pota altında zayıf bir bitirici olmakla eleştirilen birisiyken, bugün oynasa herhalde süperstar muamelesi yapılacağı kesin gibi. Keşke bu dönemde oynamış olsaydın Mehmet Abi, yine de seninle gurur duyuyoruz 🙂

Yazar: Mahmut Ali Şimşek

Hakkında - Misafir Yazar

Bir Makale Daha?

NBA 2017 – 2018 Sezonu Takım Kadroları / Rosters

NBA’de yeni sezonun başlamasına kısa bir süre kaldı. Biz de kalan bu kısa süre zarfında …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir